Sayfalar

31 Mayıs 2016 Salı

Koş Koş Nabrut'un Çekilişi Var

Burada yazı yazmayalı bir hayli zaman olmuştu! Hatta en son yazımı 2015'te paylaşmışım. Eh öyleyse blog yazımın 2016 açılışı Nabrut ile olsun :)
Hem belki bana, bloguma uğurlu gelir de daha fazla yazı yazarım :)

Başlıktanda anlayacağınız gibi Nabrut harika ürünlerin içinde olduğu bir çekiliş yapıyor. Kesinlikle katılıp şansınızı deneyin derim ben. 
Kim bilir belki size çıkar? :)

Çekiliş bilgilerine ulaşmak için BURAYA TIK TIK

25 Kasım 2015 Çarşamba

Erkekten Arkadaş Olur mu?

Bazen kendimi çok kötü bir insanmışım gibi hissediyorum. O kadar sert yargılarım oluyor ki bazı konularda. İşte o sert yargılardan biride bu erkekten arkadaş olma sorunsalı. Sert tepkilerimden sonra saatler geçip geriye baktıktan sonra kendimin neden böyle olduğumu sorguluyorum. Ama bende buyum işte!

Arkadaşlık ve kardeşlik kavramları benim için değerlidir. Birine derdimi açtıysam eğer uzun zamandır da konuşuyorsam, dertleşiyorsam arkadaş olarak değer veriyorsam benim için arkadaştan ötesi yoktur...

Ancak bir kez daha anladım ki erkeklerden ne arkadaş ne dost ne de kardeş olurmuş. Benim sadece arkadaş olarak gördüğüm insan bana karşı yavaştan yavaştan farklı duyguları yansıttığı zaman bende şarteller atıyor. Aslında belki çoğu insana göre bir sıkıntı yok bunda -çoğu aşk ilişkileri, evlilikler arkadaşlıkla başlayabiliyor en nihayetinde- ama cinsim ya ben! Benim için bu bir sıkıntı. Bu yakınlaşmayı arkadaş olarak gördüğüm kişiden aldıktan sonra benim için arkadaşlığı da bitiyor, araya ciddi anlamda soğuklukta giriyor. Eskiden dertleştiğim, gülüp eğlendiğim kişi bana yabancı gelmeye başlıyor.

Anlayacağınız benim sonum kötü :) Bunun gidişatı evde kalmak olarak bana dönecek farkındayım da bu şekilde düşünüp aynı duruma bende düşersem vay halime! Ancak bu durumda benim yapacağım şey bu durumu karşıya yansıtmak olmaz. Geri geri gidip köşeme çekilmek olarak bana döner. Ya da oyunculuğumu konuşturup kalbimde bir şeyleri bitirmeye çalışırken arkadaşlığımı sürdürmeye çalışırım. Ama çok büyük ihtimalle -blogger burada kesinlikle diyerek büyük konuşmak istemiyor :D - bir yandan arkadaşmış gibi davranıp inceden inceden hoşlandığıma dair mesajlar vermem hiç kimseye!..

3 Ekim 2015 Cumartesi

Karamsarlığın Böylesi ~ Hayallerde Bile Mutluluk Kısa

Hayallerle mutluluğum bile kısa sürer benim. Hayallerimin olmayacağını fısıldar önce karamsar şeytan tarafım sonra da gözlerimin önüne düşer o hayallerimden uzak hayatım. Böylelikle hayallerimdeki mutluluk bile kısa sürer.   

Bu sözler birden bire parmaklarımdan döküldü aslında. Hiç aklımda yokken bu durum twitterda bunları yazarken buldum kendimi. İçimde bir yerlerde kalmış demek ki bu durumun acısı :)

Şu sözü bir aralar çok sık görüyordum.

''Her şeyin yolunda gittiği tek yerdir hayaller''

Bende nedense bu durumda kısa sürüyor :) Ah şu karamsarlığın gözü kör olsun. İçimden çıksın gitsin uzaklara bir daha da gelmesin mümkünse.
Bir huyum vardır benim. Gece yatmadan önce ilk başta günün özeti geçer beynimde alt yazı gibi, ardından pişmanlıklarım. Mesela o gün biri ile münakaşa yaşadım yattığımda bunu tekrar düşündüğüm de ''ahh be bak yüzüne şunu söylemeliydim, böyle deseydim cuk otururmuş'' gibi şeyler kurarım. Ya da sessiz kaldıysam olaya içim içimi yer neden sustum diye.
Bu kendimle günün hesaplaşmasından sonra da hayaller kurup uyumaya çalışırım. Gerçekleşmek istediklerimi orada gerçekleştiririm. Sonra dan diye hayal dünyama darbe alırım. İçimdeki karamsar kötü huy beden bulup sanki bir şeytanmış gibi ''kendine gel uyan bu hayal dünyandan, bunların gerçekleşmesi çok zor'' deyip beni yer yer bitirir. Bende hayallerimle uykuya bile dalamadan, o kısacık zamanda yeterince mutlu olamadan gerçeklere uyanırım. Ardından yapamadığım şeyleri nasıl gerçekleştiririm düşünceleriyle yorulup uykuya yenik düşerim.

Ehh bende böyleyim işte. Her zaman karamsar yanım ağır basıyor.

17 Ağustos 2015 Pazartesi

Kendime Serzeniş~Sanırım Depresyon Belirtisi Bu Duygular

Bugünlerde fazla yalnız hissediyorum kendimi. Dostlarım olsa da her istediğimde yanımda olamıyorlar. Sevgili halleri ise sıfıra sıfır, oradan da bir yalnızlık paylaşımı, sevgi görmüyorum :)
İşsizlikten dolayı yaşadığım sıkıntıdan mıdır bilmem içim sıkılıyor, sıkıldıkça kendimi yemeğe vuruyorum.



 Birilerine ihtiyaç duyuyorum. Eskiden yalnızlığı çok severken zamanla değişti bu durumum. Yalnızlık bir yük olmaya başladı bende.  Sıkıldığımda elbet telefon, internet aracılığıyla iletişim kuruluyor da yanındaymış gibi olmuyor. Zaten olsa da içindeki her şeyi anlatamıyorsun. İçime kapanık biriydim her zaman. Her hissettiğimi anlatamayangillerden :)
Zor dostluk kurabilen, soğuk gibi görünen ve belki de insanların bana yaklaşmayanlardandım, hala öyleyim. Ama ben güvensizim ki insanlara karşı. Kendime bile güvenim yokken insanlara nasıl güvenebilirim ki? En yakınımdan bile darbe yemişken nasıl başkalarına sıcak davranıp güvenebilirim? Ama doğruyu söylemek gerekirse sıcakkanlı, her yere neşe saçan insanlara özenmişimdir. İçten içe keşke öyle biri olsaydım demişimdir her zaman.
Neden bahsediyordum? Dosttan, onlara her şeyimi anlatamamaktan ve yalnızlıktan. İşte böyle soğuk, içe kapanık, güvensiz biri olunca yanında çok fazla dostunda olmuyor. Olanlara da kendini açamadığın için yalnızlıktan kıvranıyorsun. Ne bileyim aklıma bu boş günlerimde ''birileri olsa da yanımda şimdi çıkıp dışarı küçük bir piknik yapsak konuşsak bol bol'' gibi düşünceler geçiyor. Ancak olan 2 dostun da tatilde olunca, çevrende arkadaşın olmayınca evde kalma şıkkını işaretleyip koltukta yatar pozisyonda kitap okumaya veya evde halletmen gereken işlere devam ediyorsun. Yalnız gitmek gibi bir seçenekte var tabi. Kitabı, kulaklıkları alıp da gidebilirsin, güzelde vakit geçirirsin. Ama konuşamazsın ki... Gülüp eğlenirsin ama yanında biriyle piknik yapmak gibisi olmaz.
Diğer bir düşündüğüm şeyse sevilip sevilmediğim. Tabi ki ailem, 2-3 tane dostum dediğim insanlar tarafından sevildiğimi biliyorum. Ama sanırım sevgi açı birisi olduğum için yetmiyor ve sevilmediğimi düşünüyorum. 1 gün sonra ölsem ailem dışında yokluğumu kim fark eder diye düşündüğümde aklıma çokta fazla insan gelmiyor. Gerçek sevgi farklıdır çünkü. Elbet çok kişiyle konuşuruz, arkadaş oluruz. Ama kaç kişinin bizim yokluğumuzda onun hissettiği boşluğa sahip oluruz? Bilmiyorum.



Neyse ki Rabbim var beni yalnızlığımdan kurtaran, seven bir de sanırım kendi içimi azıcıkta açabildiğim için burası oldu.
Yazmak istediğim daha çok şey olurken yine kısa kesip içimdekileri dökemiyorum. Tıkandım kaldım yine. Böyle her şeye dalıp, karma karışık ettiğim bir yazı oldu ama olsun. İçimdekileri bir nebze döktüm. Birazda olsa rahatladım.  
Ama galiba bu duyguların çoğu depresyon belirtisi :)
  

31 Temmuz 2015 Cuma

Her Hale Gülerek Bakıp Şükretmesini Bilmek

Hep imrenmişimdir pozitif insanlara. Çünkü negatif düşünen (malesef) bir yapıya sahibim. En mutlu anımda bile kötü bir şey olacak mı endişesi taşırım. Bu yüzdende hiçbir zaman gerçek anlamda uzun süreli mutluluklarım, pozitifliklerim olmaz. Ben olduramıyorum en azından.
Bugün yine pozitiflik akan, yüreği altın gibi değerli ve güzel bir insanın instagram hesabına denk geldim. Bloguda varmış sanırım ama instagram da paylaşımlarından, yazdıklarından o kadar etkilendim ki inceleyemeden direk kendimi bu yazıyı yazarken buldum.
Bayan lösemi hastası ve radyoterapi görüyor. Ama hastalığından, radyoterapi gördüğü bu süreçten o kadar güzel bahsediyor ki. Okurken kendi kendinize muhtemelen '' gerçekten radyoterapiden mi bahsediyor? Nasıl bir insan bu kadar pozitif enerjili, hastalığa karşı nasıl bu kadar güzel bakabilir?..'' sorularılarınızı kendinize sorarsınız. Radyoterapideki o makinayı bir robota, yatılan kısmını şezlonga, yapılan işleme ise ışınlanma olarak anlattığını bu süreçte ağaçları, gökyüzünü, güneş ışınlarını gördüğünü o kadar harika bir şekilde anlatmış ki o güzel yürekli insan. Kesinlikle hayatımda örnek alacağım insan bu dedim kendime! Böyle olmalıyım. Pozitif, başıma gelen sıkıntılara güzellikler takıp şükredecek şeyler bulmalıyım. Karamsarlıktan uzak olmayılım.
Yazdıklarını okudukça o anda insan kendisiyle baş başa kalıyor. Dert edindiğimiz şeyler nasıl da saçma, ufak tefek şeyler. Ve biz o ufak tefek şeyleri nasılda abartıp kocaman büyültüyoruz gözümüzde. İnsanlar ölümcül hastalıklarla boğuşurken -üstelik bu kadar pozitif şekilde- savaşta mücadele ederken, evlat, anne, baba acısını yaşarken ''sevgilimden ayrıldım çok mutsuzum, o beni sevmiyor kendimi ölecekmiş gibi hissediyorum'' gibi ukalaca söylenen dertler (!) komik gelmeye başlıyor. Bırak ya bu mu senin derdin diyesi geliyor insanın. Ben eskiden dertlendiğim şeylere şuan bunu söyleyebiliyorum en azından :)
Hayatımda olmak istediğim gibi olmaya çalışacağım artık. Hani bir söz vardır ya ''Ya olduğun gibi ol ya da göründüğün gibi ol''... Bende öyle yapmaya çalışacağım bundan sonra. Mutlu ve pozitif gibi görünüp gerçekten öyle olmaya çalışacağım. Her halde şükredecek bir şey bulan, pozitif, enerjik, güzel düşüncelere sahip bir insan olacağım.. İnşAllah :)

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Sevgiden Daha Önemli Olan Duygu; Güven!

Yazmayalı ne kadar uzun zaman olmuş! Sonunda kendimi buraya atabildim. Her ne kadar çok yazmak istesem de yazmayı istediğim konuları toparlayamadım ya da o an yazdıklarımı beğenmedim silip geçtim.

Bu kadar fazla uzun aranın bir nedeni de aslında eski bilgisayarımın çökmüş olması. Uzun bir sürede yeni bir bilgisayar alamayınca ara böyle uzamış oldu.

Bugün bir forum sitesinde -sadece kadınların bulunduğu geniş, güzel bir forum sitesi- bir ihanet konusu üzerine yazma ihtiyacı duydum. Daha doğrusu içimdekileri dökme ihtiyacı...
Aldatılma meselesiydi konu. Bir bara giden eş ve orada yaşadıkları aldatılma sayılır mı sayılmaz mı kadın ne yapmalı tarzında konuşulan bir ortam vardı. Bu konu bana yazma isteği uyandırdı. O sitede takıldığım süreçte çoğunlukla insanların derdini paylaştığı kısım olan konular daha çok ilgimi çekti her zaman ve onları okudum sürekli, okumaya da devam ediyorum. 

Ancak gördüklerim karşısında o kadar büyük hayal kırıklıklarına ve garip duygulara kapılıyorum ki anlatamam. Erkeklere karşı -aslında herkese karşı bir parça güvensizliğim vardır- olan güvensizliğimi kat ve kat arttıdı üstüne bir de evlilik ile ilgili düşüncelerimi, beklentilerime format attı. Tamam bir peri masalı sonu gibi her zaman mutlu bir hayat hayal etmiyordum ama evliliklerin, erkeklerin bu kadar sorunlu olduğunu da düşünmemiştim. 

Konuların yarısını erkeklerin ihanetleri, evliliklerde geçen sorunlar oluşturuyor. Haliyle her zaman onları okuyorum. Erkeklerin yaptıkları karşısında da güvensizliğim artıyor. 
Eşinin yüzüne karşı başka kadınların güzelliğinden bahseden, başka kadınlarla ilişkisi olan, internette birileriyle tanışan, barlara vs. gidip iğrenç durumlara düşen erkekleri gördükçe kendime ''aldatmayan, gözü dışarı kaymayan, adam gibi sevip eşinden başkasını gözü görmeyen erkek kaldı mı?'' sorusunu sorar oldum. Cevabıysa hayır oldu her seferinde. Tabi ki adam gibi adamlarda vardır lakin istisna onlar, istisnalarda kaideyi bozmuyor haliyle. 

Evliliklerde ise sıradanlaşma (bu kaçınılmaz son, kabul ediyorum), eşlerin bir evde farklı iki hayat yaşaması, klasik Türk erkeği gibi göbek kaşıyarak televizyon izleyen son derece ilgisiz kocalar, iki kişinin evliliğinin içerisinde kendini bulan kaynanalar, görümceler, eltiler, evde eşi ve çocuğu olduğu halde kendisine yeni heyecan arayıp yaşanan aldatmalardan (hem kadın hem de erkek için geçerli. Kadınlarda aldatabiliyor sonuçta), karısını döven erkeklerle (!) geçen hayatlar. Puff yazarken bile daraldım!! 

Sonuç mu? 
Erkeklere olan güvenim bu forum sayfası sayesinde sıfırlandı, evlilikten beklentilerim dibe çöktü. İleride nasıl bir hayat yaşarım, yalnız mı olurum, ailemle mi olurum kafama taş düşer de evlenir miyim bilmiyorum. Ama bu güvensizlikle ne kadar sağlıklı bir hayat kurarım kendime bilmiyorum. Zira ciddi anlamda erkeklere olan tüm güvenimi kaybettim...
Ve en kötüsü de ne biliyor musunuz? Güven sevgiden çok daha önemlidir. Güvensiz bir sevgi nereye kadar ileri gidebilir ki. Bu yüzden erkek milletiii (tabi ayrıca güveni boşa harcayan kadın milleti) size sesleniyorum size güvenen insanların güvenini boşa harcamayın, dürüst olun ama yinede güvenen insanı güvendiğine pişman etmeyin. 


10 Kasım 2014 Pazartesi

Balon Gazı Yüzünden Gerçekleşemeyen Hayaller

Bu yazıya denk gelipte bu başlığı okuyanlar eminim direk yazıyı es geçecektir. 
Ne diyor yahu bu kız? ya da Balataları sıyırmış bu, geç diğer bloğa :)
Hep böyle saçma başlıyorum yazılara ama anlayın beni. Hep sıkıntılıydım başlık yazma ve konuya giriş yapma konusunda. Türkçe derslerinde kompozisyonumdan kırılan notlar hep başlık ve giriş yüzündendi. Hala da aynı işte. 
Hayaller, hayaller...
İnsanları gözlemlemeyi çok seven biriyimdir. Oturup bir insanı dakikalarca gözlemleyip ne düşündüğünü anlamaya çalışmayı severim. Ama daha çok merak ettiğim konu hayalleri. Yani karşımdaki insanın hayalinde ne var? 
Kendim çok fazla hayalperest olduğumdan mı kaynaklı bilmiyorum ama hep merak etmişimdir diğer insanlarında kimselerle paylaşmadığı hayallerinin ne olduğu. 
Ben mesela müzik dinlemeyi ve bu karga sesimle şarkı söylemeyi o kadar çok seviyorum ki hayallerim küçüklükten bu yana şarkı söyleyip dans etmek olmuştur. Tekte değil haa.. Edindiğim can dostlarımla bir grup oluşturup yapacağız bunları. Medyanın oyunlarından uzak, bedeniyle değil sesiyle ve yetenekleriyle ön planda bir grubumun olmasını ve dünyaca ünlü olmamızı çok defa hayal etmişimdir. Haa farkındayım ama bende ne ses var ne yetenek :D Olsa da böyle kötü sektörde bu hayalin peşinden koşar mıydım emin değilim... 
Hayallerim bitmez benim. Lisedeyken madem sesim kötü şarkıcı falan olmayacağım - zira gerçekçi olmak lazım - o zaman doktor olacağım dedim. Dedim de oldum mu? Hayır.. Sayısal dersleri zayıf bir insandan doktor olabilmesi için YGS-LYS engellerini geçebilmek ne kadar olanaklıydı tartışılır. Belki ben yine hayallerim için yeterince savaşmadığım içindi. 
Saçma hayallerime daha fazla girmeye gerek yok sonuç ortada zaten. Anne ve babalarımızın söylediği gibi okuduk bitti ama iş bulup bir baltaya sap olamadık. Onca güzel hayal içinden çıkıp gerçek dünyada Türkiye'nin gerçeği olan sınavlar engelinden geçmeye çalışıyorum. 



Bu yüzden hayallerini gerçekleştirmiş veya hayallerinin peşinden koşup savaşan insanlar hep başarılıdır ve mükemmeldir gözümde. 

Ben bir hayal kuruyorsam bir gazla o işe başlar sonra balonun zamanla gazını kaybetmesi gibi hemen kaybederim o gazı ve o hayal mazi olur ya da adı üstünde sadece gerçek üstü dünyamı süsler. 
Aslında bunun benim tabir ettiğim 'balon gazının' dışında da bir sürü etkisi var. Ya yeterince o hayalin gerçekleşmesini istemiyorumdur ya da hayallerimi gerçekleştirmek için fazla tembelimdir.
Yine bir amacın, hayalin peşindeyim bu aralar. Balon gazım full. Umarım bu sefer hemen sönmez ve amacıma ulaşabilirim.
Hı bu arada en başta anlattığım grup kurma ve şarkıcı olma hayalim hala dünyamı zenginleştirir durur. Hayaller olmasa dünya çekilmezdi ki!..